Okulları kapatalım – Hiyerarşi ve Disiplin

AUTHOR: EMiR GAMSIZOĞLU ➤

Eğitim şart lafını duyduğumuzda başta Cem Yılmaz reklamının yarattığı tebessüm (veya yalak bir gülüş de olabilir) türünden, beynimize kazınmış klişe bir espiri gelir aklımıza. Eğer bu lafı duyduğunuzda benim gibi refleks olarak gerçekten eğitime dair neler yapmalı diye düşünüyorsanız toplumda inek, ot ya da sıkıcı diye tanımlanan şahıslardan birisiniz demektir. Ben de bu tür reflekslerime toplum içinde hakim olmaya çalışıyorum genelde, ama herkesin okuyabileceği blogumda bu düşüncemi paylaşmış olmamdan yola çıkarak, zeka düzeyimi ben bile tahmin edebiliyorum.

Herhangi bir konuda olduğu gibi eğitim konusunda da her Türk vatandaşının bir fikri vardır, yoksa bile sorduğunuzda en azından eğitim şart diyecektir. Geçtiğimiz yıllarda youtube’da çok moda olan, eğitimle ilgili, 4 milyondan fazla tıklanan bir video var. ( http://www.youtube.com/watch?v=iG9CE55wbtY ) Sir Ken Robinson isimli eğitimle kafayı bozduğu için profesörlükten vazgeçmiş bir adam, okulların yaratıcılığı nasıl öldürdüğüne dair 20 dakikalık stand-up komedi havasında bir konuşma yapıyor. Konuşmasını çok beğendiğim için yaptıklarını takibe devam ediyorum ve biraz hayal kırıklığı olduğunu itiraf etmeliyim. Yeni eğitim sistemleri için birçok yeni yöntem deniyor fakat bütün çalışmalarını halihazırda var olan ve çağımızda bir işe yaramadığı ortada olmasına rağmen sırtını kanunlara ve hükümetlere dayamış okullarda yapıyor. Halbuki çalışmalarının içeriği heyecan verici. Bu yeni yöntemleri yüzyıllardır kabul edilmiş akademik ortamda değil de, o akademilere giremediği için başarısız kabul edilen gençler ve çocuklarda denese ve okullulardan daha iyi sonuçlar elde etse daha ümit verici olurdu. Umarım eskinin içinden yeni bir yönteme ulaşabilirler de ben yanılırım.

Okulları neden bu kadar küçümsediğimi anlatan herşey tek bir kelimede toplanıyor; hiyerarşi. Öğretilmiş bilgilerin dışında bir gözle baktığımızda, hiyerarşi ile disiplin kelimelerinin arasındaki en önemli farkı kullanım alanlarıyla yaratabileceğimizi görebiliriz. Disiplin eğitim demektir ama toplumdaki algısı negatiftir ve hiyerarşiyle eşleştirilir. Hiyerarşi’nin kelime anlamı bile kategorileri birbirlerine göre isimlendirmekten geçer. Kategorilerin insanlar olduğu okul sistemlerini düşündüğümüzde, değeri üstünde ve altındakine göre belirlenen nesillerin yüzyıllardır hakim olduğu bir dünyada yaşadığımızı görebiliriz. Başkalarıyla uyumlu yaşamak için hiyerarşinin iyi bir yöntem olduğu gafletine düşmek mümkün tabii ki, fakat hiyerarşi ile işleyen kurumlara bakıp ne kadar şahsiyetsiz, seri üretilmiş bir uyum yarattığını  farkedip bu hatadan dönebiliriz.

Peki şahsiyetli bireylerden oluşan toplumdaki uyum nasıl sağlanacak? İşte bu noktada bize çocuktan itibaren negatif duygular veren diğer kelimeye dönmemiz gerekir; disiplin, yani eğitim. Disiplin sayesinde bireyler şahsiyetlerini koruyarak diğerleriyle uyum içerisinde yaşayabilirler. Bunu becerebilmenin en önemli şartı disiplinin nasıl edinildiğinde yatar. Kimse kimseye birşey öğretemez, yani disiplin veremez. Bilgisini diğerleriyle paylaşma arzusunda olan kişiden birşey öğrenilebilir ama yine de o kişi öğretmiş olmaz, öğrenen öğrenmiştir. Yani disiplin verilmez alınır.

Bir işi mükemmel yapmayı okul olmaksızın öğrenmiş kişilerde bu uyumu çok rahat görürüz ve sosyal etkilerinden de tahlil edebiliriz. Çoğunlukla bu kişilerle iletişim kurmak kolaydır, söyledikleri bir lafla yüzünüzde bir tebessüm yaratırlar ve yaş gözetmeksizin size samimi bir şekilde hitap ederler; örneğin Türk ise abi veya abla derler. Tabii ki insanlar çeşitlidir ve bir önceki cümlemin büyük bir genelleme olduğunu kabul ediyorum ama bir profesörden “ablacım” veya “dude” lafının ne sıklıkta duyulabileceği düşünüldüğünde, genellememin kulağa daha olumlu gelebileceğini ümit ediyorum.

Bir süredir New York’ta ve İstanbul’da kişilerin teker teker ihtiyaçları doğrultusunda hazırladığım klasik müzik dersleri yapıyorum. 4-5 kişilik küçük gruplar halinde yaptığımız bu derslerde bilgi seviyeleri, geldikleri kökenler ve ilgilendikleri alanlar birbirinden çok farklı insanlar biraraya geldiler. Herkes herkesin ilgilendiği klasik müzikle alakalı konuya müthiş ilgi gösterip dışarıdan göz olarak fikir beyan etmek için birbiriyle yarıştı. Müzikolog bir katılımcı bile vardı ve müzikle profesyonel ilişkisi olmayan bakışları takip etmek onun müziğe bakışını da tamamen değiştirdi.

Benim derslerim örnek olarak bir genelleme yapmak için kafi değil tabii ki ama iyi bir başlangıç. Zaten asıl amaç da genelleme yapmamak ve kişiselleşmek. Büyük kalabalıklar yerine aynı konuda disiplin almak isteyenlerle küçük gruplar halinde toplanmanın müzikteki kontrpuan ve yönetim biçimlerinden demokraside olduğu gibi etkili sonuçları olacağını düşünüyorum. Bu küçük ama büyük etkisi olabileceğini düşündüğüm girişimi başlatmamın sebebi ise Eski Yunan’daki Akademi’den bu yana eğitim kurumları olan okullar, din evleri (kilise, camii, medrese vs.) ve askeriyenin yüzyıllar süren insan israfına son vermek.

Bir odaya (sınıf ya da salon da olur) insanları doldurup üzerlerine yüzyıllardır kemikleşmiş şablonları fırlatıp, aralarından tek tük çok başarılı biri çıkacağını bilerek diğerlerini vasat hayatlara yönlendirmekte bir sakınca görmemekten daha kötü ruhlu bir eğitim sistemi düşünemiyorum. Toplumun iyi saydığı eğitim kurumlarından mezun olmama rağmen kendi çocukluğumun da bu eğitim sistemlerinde israf edildiğini düşündüğüm için bu yazıyı okuyacak 3-5 kişiye sesleniyorum: gelin okulları kapatıp tek tek herkesin önemli olacağı, kendince en iyi, en keyifli yöne gidebileceği, özgür uyumlu bir geleceğe gidelim.

Advertisements

Post a comment

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s