Konservatuvarlar kapatılsın

AUTHOR: EMiR GAMSIZOĞLU ➤

21.yüzyılın ilk yılları, genç cumhuriyetimizin topraklarında yaşanan klasik müzik hayatı açısından hareketli başladı. Yarışmalar, uluslararası başarılar kazanan genç sanatçılar, Ayla Erduran ve İdil Biret gibi ustaların piyasaya yeni çıkan kayıtları, genç solistlerin ödüller alan kayıtları, yeni festivaller, eski festivaller, kurulan yeni orkestralar, açılan yeni konservatuvarlar ve dikkat çeken bir klasik müzik dergisi, Andante!

Piyanist olarak eğitimimin, çok geç başlaması sebebiyle bilinen yöntemlerle gelişemeyecek olmasına rağmen, akademik anlamda, mevcut düzenin içinde son bulduğu için, bu sistemin eksilerini ve artılarını “dışarıdan” bir gözle değerlendirmeme sebep oldu. Akademik sondan sonra bir ustanın yanında dolaştığım yıllarda, uzaktan baktığımda, konservatuvarların eskiden beni kızdıran problemleri için artık üzüldüğümü farkettim. Bu problemlerin başında ise Andante’nin  ilk sayılarından birinde Hüseyin Sermet’in de değindiği konservatuvarlardan çıkamama sorunu geliyor. Hüseyin Sermet şöyle demiş:

“Konservatuvarların kafi olması ise yine başka köklü ve geniş bir konu, zira konservatuvar son derece önemli ve lazım olan bir nesne. Bu tıp fakültesi gibi birşey, doktor olmak istiyorsanız tıp fakültesini bitirmekle mükellefsiniz. Ama tıp fakültesinde öğrendiğiniz doktorlukla bir ömür boyu yaşayacak ve geçinecekseniz bu bir seçimdir ama siz labarotuvarlara girip araştırma yapıp ileri gidecekseniz bu başka bir şeydir. Tıp fakültesinden aldığınız bilgiyi temel olarak kabul ederseniz oradan yola çıkarak daha ileri gitmeye çalışırsınız. Klasik müzkte de durum aynı; konservatuvarlara girmek ve mezun olmak çok önemli ama bence daha önemlisi konservatuvardan çıkabilmek. Zira çıkabildiğiniz zaman ileri doğru gidebilme imkanınız var demektir. Hayat boyu konservatuvardan çıkamamış insanlar ise konservatuvarda talebeliklerini bitirip hocalığa başlarlar, hocalığı bitirip mezara giderler. Diyeceksiniz ki “Hüseyin Bey çok ağır konuştunuz siz konservatuvarda hocalık yapamazmısınız?” ; elbette yaparım ama benim yapacağım hocalıkla bahsettiğim tip hocalık arasında dağlar kadar fark var. Bu zihniyet ve kültürden kaynaklanıyor. Bu noktada benim önerim Türkiye’de konservatuvarların ve masterin üzerinde, en yüksek seviyede müzik felsefesi verebilecek durumda birimler kurulması. Yalnız bu bahsettiğim şey bizde veya dünyanın herhangi bir yerindeki konservatuvarlarda yapılamaz, konservatuvar üstü olmakla mükelleftir.”

Benim bu noktada ustam Hüseyin Sermet’in önerisinden farklı bir önerim var:

“Mevcut konservatuvarlar kapatılsın ya da daha üretken bir sisteme dönüştürülsün” !

Bu düşüncemin sebebi, mevcut konservatuvarlardan mezun olan öğrenciler ancak Avrupa ya da Amerika’da başka bir okula ve profesöre giderlerse uluslararası platformda başarılı olabilecek solist seviyesine ulaşabiliyorlar. Kaldı ki sporda ve sanatın diğer dallarında olduğu gibi Türkiye’nin nüfusuna oranla başarılı olabilen solist müzisyen adedi çok az; şeflik konusunun bahsini bile açmak beni derin bir üzüntüye sevkediyor. Dışarı gidenlerin çoğu için ise “açık kapamak” için çok geç kalınmış oluyor. Tabii ki her konservatuvar öğrencisi solist olmak zorunda değildir, böyle bir arzusu da olmayabilir. Fakat bu seçimleri yapıp hayatlarında nasıl bir yol izleyeceklerine karar verilecek yaş 22-24’ü bulduğu ve bu yaşlarda da hayat kazanma kaygısı gençlerin başına kabus gibi çöktüğü için, ekonomik durumu elvermeyen öğrenciler “uygun” olan neyse onu yapıyorlar. Bir yere “kapağı atmak” birinci ve ne yazık ki farkında olmadan son tercihleri oluyor.

Daha üretken olabilmek için bir sistem önerim var!

Sekiz yıllık kesintisiz ilköğretim dahilinde eğitim verecek müzik ilköğretim okulları açılmalı. Bu okullardan mezun olacak öğrenciler, lisede başka bir alanda da eğitimlerine devam edebilecek düzeyde kültür dersleri görüp, hayatlarının yönünü kendi bilinçleriyle değiştirme fırsatına sahip olabilirler. İletişim çağında 14-15 yaşındaki gençler eski nesillere oranla herşeyin çok daha farkındalar. Lisede müzik eğitimine devam etmek isteyenler ise öğretmen veya profesyonel icracı olmaya üniversite düzeyinde karar verebilirler. Üniversite sonrasında ise öğretim görevlisi olacaklar akademik eğitimle, profesyonel icracı olacaklar ise uluslararası yarışmalar, Hüseyin Sermet’in bahsettiği en yüksek seviyede müzik felsefesi verebilecek büyük ustalarla yapılacak çalışmalarla ve konser tecrübesiyle yollarına devam edebilirler. Bu mezunlar bahsi geçen müzik ilköğretim okullarında ve liselerde kalifiye eğitimci olarak yeni nesile faydalı olacaklardır. Üniversitelerde ise pedagojik eğitimlerini tamamlamak şartıyla, şu an Eskişehir Anadolu Üniversitesinde öğretim görevlisi olan Toros Can, Bilkent Piyano Bölüm Başkanı Emre Şen (örnekler ne kadar çoğaltılabilir bilmiyorum) gibi uluslararası kariyeri bulunan ustalar ders vermeli ve yeni solistler yetiştirmelidir.

Bu noktada ise başka bir sorun hemen gözümüze çarpıyor; bu solistler nerede konser verecekler? Bu sorunun cevabı konuyla birinci elden bağlantılı olmasına rağmen başka bir yazı konusu. Konser imkanı artmadıkça ve solist olmak tek başına bir geçim kaynağı olmadığı sürece ülkemizdeki klasik müzik dünyası icracılar ve eleştirmenler düzeyinde“körler, sağırlar, birbirini ağırlar” içeriğiyle devam etmeye mahkumdur.

Advertisements

Post a comment

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s